öylece bekliyorum.
bekleme dedikçe daha çok.
fili düşünmemek gerektikçe renk renk filler doğuruyorum. emzirip büyütüyorum her birini. ılık sularda hortumlarıyla oyunlar oynamayı öğretiyorum.
ben fil değilim. onlar tepiştikçe aralarında eziliyorum. ormanın ortasında yığılmış ölürken izliyorum ayı. dördünler doğuruyor. bulutların arasında kaybolup karanlık sabahlarda kulağıma fısıldıyor.
bekleme.
artık durakta bekleyen bir insan değil de durağın kendisi olduğuma inanıyorum. gelen bir otobüse binmeyeceğim. bekleyişin simgesi olmuşum. oturaklarıma anahtarla kazımışlar doğurup büyüttüğüm fillerin ayakları altında ölüşlerimi. her çizikte eskiyorum.
on sekiz yaşından beri güneşli günlerde önümü göremiyorum. yirmi bir yaşından beri yağmurda yürümeden duramıyorum.
beklememeye karar verdiğimde yirmi beş yaşındaydım. hala duraklığımdan kurtulamadım, yakında yirmi dokuz oluyorum.
beklemeyi o kadar çok biliyorum ki beklediğim şeyi bilemeyeceğim artık. arabalar, otobüsler ve yayalar havada uçmaya başladıklarında da ben ayakları yere çivilenmiş tahta bir oturak gibi durduğum yerde kalacağım.
bekleyeceğim.
kabullenmek gerek. beklememenin bir yolu yok. fillerin beni öldürdüğü ormanlarda da bekliyordum. yağmurda ağladığım sokaklarda da. anadolunun otobüs geçmez duraklarında da. ayın kulağıma fısıldayacağını bilerek. hiçbir anlamı olmadığını da.
ne yazık. durak durur. bir yere gidemez.
bir durak bir durak beklerse ve duraklar birbirine gidemezse beklememek mümkün mü?
ancak duraklar sökülüp atıldığında,
o da aynı yere atılırlarsa,
artık durak olmadıklarında,
beklemezler daha fazla.
oldukları olmayan bir şey olurlar.
oluşları beklemektir.
öyleyse bekliyorum.
filler doğurmaktan korkuyorum. ama koca ayağıyla kaburgama bastıran yavruların bakışlarına hasret çekiyorum.
oturağıma bir çizik daha, belki.
doğuracağım son fil mavi olsun istiyorum. beni sırtında uçurumun kenarına taşıyıp hortumuyla kayalıklara fırlatsın. haykırsın arkamdan.
bakışlarında göreyim istiyorum.
bir daha durak olarak uyanmayacağımı.
durak olmamayı bekliyorum.
bekleme dedikçe daha çok.